DOLANDIRICILIK YOLUYLA ARACI ELİNDEN ALINAN KİŞİLERİN HUKUKİ HAKLARI
- av.emreekici
- 8 Tem
- 4 dakikada okunur
Araç alım satım işlemlerinde noter huzurunda gerçekleştirilen resmi devir süreci, tarafların haklarını koruyan en önemli güvencedir. Ancak sahte dekont, güveni kötüye kullanma, muvazaalı işlemler veya farklı dolandırıcılık yöntemleri nedeniyle araç sahipleri ciddi mağduriyetler yaşayabilmektedir. Dolandırıcılık yoluyla aracını kaybeden kişiler, haklarını koruyabilmek ve uğradıkları zararın giderilmesini sağlayabilmek amacıyla hem cezai hem de hukuki yollara başvurabilirler.
1. Ceza Hukuku Kapsamında Başvurulabilecek Hukuki Yollar
Suç Duyurusunda Bulunulması
Araç dolandırıcılığına maruz kalan kişinin yapması gereken ilk işlemlerden biri Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmaktır. Bu süreçte banka kayıtları, noter belgeleri, kamera görüntüleri, telefon kayıtları, mesajlaşmalar ve diğer tüm deliller savcılık tarafından toplanır. Bu nedenle mağdurun, elindeki tüm bilgi ve belgeleri eksiksiz şekilde savcılığa sunması soruşturmanın sağlıklı yürütülmesi açısından büyük önem taşır.
Eylemin niteliğine göre olay; Türk Ceza Kanunu'nun 157. maddesinde düzenlenen basit dolandırıcılık, 158. maddesinde düzenlenen nitelikli dolandırıcılık veya 159. maddesinde düzenlenen hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla dolandırıcılık suçu kapsamında değerlendirilebilir.
Uzlaştırma Süreci
Türk Ceza Kanunu'nun 157. maddesinde düzenlenen basit dolandırıcılık suçu, kanunda öngörülen şartların bulunması hâlinde uzlaştırmaya tabi suçlar arasında yer almaktadır. Uzlaştırmada taraflar, bağımsız bir uzlaştırmacı aracılığıyla görüşür. Şüpheli zararı gidermeyi kabul ederse ve mağdur da bunu uygun görürse ceza yargılaması belirli şartlar altında sona erebilir. Ancak her araç dolandırıcılığı olayı uzlaştırma kapsamında değildir. Özellikle nitelikli dolandırıcılık suçlarında uzlaştırma hükümleri uygulanmayabilir. Bu nedenle olayın hukuki niteliğinin doğru belirlenmesi büyük önem taşımaktadır.
Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karara (KYOK) İtiraz
Savcılık yaptığı inceleme sonunda yeterli delil bulunmadığını düşünürse dosya hakkında "Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar" (KYOK) verebilir. Halk arasında bu karar çoğunlukla "takipsizlik kararı" olarak bilinmektedir. Ancak bu karar, dosyanın kesin olarak kapandığı anlamına gelmez. Mağdur, savcılığın kararının hatalı olduğunu düşünüyorsa kararın kendisine tebliğ edilmesinden itibaren 15 gün içinde itiraz edebilir. İtiraz üzerine Sulh Ceza Hâkimliği dosyayı yeniden inceleyerek savcılığın kararının hukuka uygun olup olmadığını değerlendirir.
Kanun Yararına Bozma
Bazı durumlarda mahkeme kararı kesinleşmiş olsa bile kararın açık şekilde hukuka aykırı olduğu sonradan anlaşılabilir. Bu gibi istisnai durumlarda olağan kanun yolları artık kapalı olsa bile belirli şartların bulunması hâlinde Kanun Yararına Bozma adı verilen özel bir başvuru yolu gündeme gelebilir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesi uyarınca, kesinleşmiş mahkeme kararlarında hukuka aykırılık bulunması hâlinde Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı aracılığıyla Kanun Yararına Bozma yoluna başvurulabilir. Kanun Yararına Bozma yolu hukuk sisteminde açık hukuka aykırılıkların giderilmesini amaçlayan istisnai bir denetim mekanizmasıdır. Bu kurumun amacı, kesinleşmiş kararların olağan kanun yolu denetimine tabi tutulması değil; hukukun ülke genelinde doğru ve yeknesak uygulanmasını sağlamaktır. Bu nedenle Kanun Yararına Bozma doğrudan başvurulabilecek olağan bir itiraz yolu değildir. Belirli şekli ve hukuki şartların bulunması gerekir.
2. Özel Hukuk Kapsamında Başvurulabilecek Hukuki Yollar
Araç dolandırıcılığına maruz kalan kişiler, yalnızca ceza soruşturmasının sonucunu beklemek zorunda değildir. Olayın niteliğine göre, aracın geri alınması, uğranılan zararın giderilmesi veya hukuki durumun tespit edilmesi amacıyla hukuk mahkemelerinde çeşitli davalar açılması mümkündür. Açılacak davanın türü; dolandırıcılığın nasıl gerçekleştiği, aracın kimin elinde bulunduğu ve üçüncü kişilerin iyi niyetli olup olmadığı gibi hususlara göre değişiklik gösterebilir.
Aracın üçüncü kişilere devrinin önlenmesi, maddi hukuktaki hak kaybını engellemek adına kritiktir. Bu nedenle olayın özelliklerine göre dolandırıcılık yoluyla aracı elinden alınan kişi, vakit kaybetmeksizin aracın üzerine "ihtiyati tedbir" konulmasını talep etmelidir.
Sözleşmenin İptali (İrade Fesadı)
Araç satışı, sahte dekont kullanılması, gerçeğe aykırı beyanlarda bulunulması, güvenin kötüye kullanılması veya benzeri hileli davranışlar sonucunda gerçekleşmişse, satış sözleşmesinin iptali talep edilebilir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 36. maddesi uyarınca, hile (aldatma) nedeniyle iradesi sakatlanan kişi, yaptığı sözleşmeyle bağlı değildir. Başka bir ifadeyle, kişi gerçek durumu bilseydi bu satışı yapmayacak idiyse, sözleşmenin iptalini talep edebilir. Ancak aracın 3. kişilere devredilmesi durumunda, TMK m. 1023 uyarınca "iyiniyetli üçüncü kişilerin" iktisabı korunabilir. Bu, mağdur için en büyük risk alanıdır. Mahkeme, somut olayın özelliklerini değerlendirerek sözleşmenin geçersizliğine ve şartları oluşmuşsa aracın gerçek sahibine iadesine karar verebilir.
İstihkak Davası (Aracın Geri Alınması)
Dolandırıcılık sonucunda araç, malikinin gerçek iradesi dışında elinden çıkmışsa, Türk Medeni Kanunu'nun 989. maddesi kapsamında istihkak davası açılması mümkündür. İstihkak davası, taşınır malın gerçek sahibinin, malı elinde bulunduran kişiden geri istemesine imkân tanıyan bir dava türüdür. Ancak aracın daha sonra iyi niyetli üçüncü bir kişi tarafından satın alınmış olması, davanın sonucunu etkileyebilir. Özellikle araç; açık artırma, galeriden veya benzeri ticari işletmelerden iyi niyetle satın alınmışsa, kanunda bu kişilerin korunmasına yönelik özel düzenlemeler bulunmaktadır. Bu nedenle her olayın kendi özellikleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.
Mülkiyetin Tespiti ve Alacak Davaları
Bazı durumlarda aracın aynen geri alınması mümkün olmayabilir. Örneğin araç farklı kişilere devredilmiş, yurt dışına çıkarılmış veya fiilen bulunamıyor olabilir. Bu gibi hâllerde, aracın güncel piyasa değerinin sorumlulardan tahsil edilmesi amacıyla alacak davası açılabilir. Bunun yanında, mülkiyet konusunda uyuşmazlık bulunuyorsa mahkemeden aracın gerçek malikinin kim olduğunun belirlenmesi amacıyla mülkiyetin tespiti de talep edilebilir. Böylece taraflar arasındaki hukuki ilişkinin açıklığa kavuşturulması sağlanır.
Maddi ve Manevi Tazminat Talepleri
Araç dolandırıcılığı çoğu zaman yalnızca aracın kaybedilmesiyle sınırlı kalmaz. Kişi, aracını kullanamadığı süre boyunca ekonomik kayıplara uğrayabilir ve olay nedeniyle ciddi manevi zarara da maruz kalabilir.
Bu kapsamda;
Aracın kullanılamamasından kaynaklanan zararlar,
Araç kiralama veya ulaşım giderleri,
Diğer doğrudan maddi kayıplar,
uygun şartların varlığı hâlinde maddi tazminat kapsamında talep edilebilir.
Bunun yanında, dolandırıcılık nedeniyle yaşanan güven kaybı, stres, üzüntü ve kişilik haklarının ihlali gibi durumlar söz konusuysa, Türk Borçlar Kanunu'nun 58. maddesi uyarınca manevi tazminat talep edilmesi de mümkündür.
Olayın hukuki açıdan doğru değerlendirilmesi, uygun dava ve başvuru yollarının belirlenmesi ve sürecin usulüne uygun şekilde yürütülebilmesi için alanında uzman bir avukattan hukuki destek alınması, hak kayıplarının önlenmesi bakımından önem arz etmektedir.
Hukuki süreçler hakkında detaylı bilgi almak veya somut olayınıza uygun hukuki değerlendirme yapılmasını talep etmek için İzmir D&E Hukuk Bürosu ile iletişime geçebilirsiniz.
